“Acemoğlu Köprüsü’nü Bir Melek Beklermiş”

“Acemoğlu Köprüsü’nü Bir Melek Beklermiş”

Zaman denen girift bilmecenin bir dönemecinde Sancak Merkezi olan Kemah’tan Erzincan’a doğru giderken, hemen yanınızda size vefalı bir dost gibi Fırat Nehri refakat eder. Bu ahbaplık; mevsimine göre kabına sığmayan acele ve köpüklü sularındaki ürperti veren korkuyla olabildiği gibi, yorgun ve durgun akışındaki kemaliyle ömrünün hazanını yaşayan bir piri faninin irfanı ve ümranı şeklinde de olabilir.

Okumaya devam et

Komünist Entelektüel, Şair, Yazar: Kemal Tahir Nemiz Olur?

Sanıyorum yirmili yaşlarda Fatih Karagümrük’te Cerrahi dergahında gece zikirlerinden sonra çay sohbetlerinin birinde duymuştum ismini. Hocamız onun için: “Komünist, devrimci, şairdir, yazardır ama en az bizim kadar bu ülkeyi sever” demişti.
Nasıl yani diye sorunca:
Yuşa yarın git bir kitapçıdan: “Devlet Ana”yı al oku. Öyle konuşalım dedi.
Hayret ettim. Ama içime de bir merak düşürdü. Kitaba para vermemek için tam 3 ay salladım! Ancak merakıma yenilip gidip aldım kitabı. Sonuçta tavsiye üzerine aldığım bir kitaptı ve tavır aldığım bu güruhun yazarına para kazandırmak içkiye para vermek ile eş değerdi… Devlet Anayı burun kıvırarak okumaya başladım. Burun kıvırarak diyorum, zira solcu ve çoğu “Köy Enstitüsü” mezunu yazarların köy romanları ve izdüşümleri midemi bulandırırdı. Evet Tahir de solcuydu ve Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu kim bilir nasıl çarpıtmış ve ne çamurlar atarak, pislikler sürerek kirletmişti!

Okumaya devam et

Atatürk Üzerine Bir Kaç Kelam

Düşünce üretmenin “dost-düşman” kodifikasyonu altına konulması, düşünce üretilmesini çok kısıtlamakta, hatta çok kereler engellemektedir. Bunun günümüzdeki en büyük örneği, “Atatürk” ismi etrafında oluşturulan “cepheleşme”dir. Türkiye’nin siyasi şartları, Atatürk üzerinde zihinsel egzersizler yapılmasını cidden son derece çok zorlaştırmaktadır. Bunun, normal ve sıhhatli bir durum olduğunu söylemek mümkün olamaz. Bu durumda herkes, kendisini, resmi olarak “Atatürkçü” olduğunu ifade etmek zorunluluğunda hissetmektedir ki bu da özgürlüksüz ve samimiyetsiz bir toplum tipi ortaya çıkarmaktadır. Atatürk, bizzat kendisi “benden sonra hiçbir dogma bırakmıyorum” dediği halde kendisi bir dogma haline getirilmiş, bunun bir sonucu olmak üzere, “anlaşılma”nın ötesine taşınarak adeta bir “iman objesi”, bir “mitos” haline dönüştürülmüş, “Gerçek Atatürk” ile ne derece ilgili olduğu bilinemeyen bir “Sanal Atatürk” yaratılmıştır.

* * *

Okumaya devam et

Cem Yılmaz Neyimiz Olur?

Bu yazımdaki fikirlerimden dolayı birçok arkadaşım olayı teknik açıdan incelemeyip duygusal olarak ele alıp direk üstüme gelip beni de Cem Yılmaz gibi linç etmeye çalışacaktır diye düşünüyorum. Ancak doğru doğrudur, yanlış da yanlış. Bunun ötesi yok baştan söylemiş olayım.

O halde şimdi doğruları yazma vakti. Kimdir bu Cem Yılmaz? ya da Cem yılmaz neyimiz olur? veya Cem Yılmaz nedir? Soru basit, cevap da basit; Cem Yılmaz bu ülkede futboldan sonra üzerinde ittifak edilen ikinci ulusal değerimizdir…

Okumaya devam et

Bilgeler ve Balıklar Kitabı Üzerine

20’li yaşlarımda kitaba olan ilgimin artması yüzünden çok sıkıntılar çektim. Gerek kitap almaktaki imkansızlıklarım gerek bahşirelerle satın aldığım kitapları vakitsizliğim ve uğraşılarım yüzünden okuyamamışlığım beni hep hüzünlendirmiştir. Hatta çoğu kez satın aldığım ama okuyamadığım kitaplarımla özellikle geceleri göz göze geldiğimde “seni okuyacağım az sabırlı ol” dediğimi, kitabımın da üzgün, solgun bir ifadeyle bakıp; “Sen mi okuyacaksın?” diye sorduğunu hatırlıyorum…

Okumaya devam et

Solun Din Kardeşliği Rahibelerle

Sanıyorum 2019’un son günüydü ve hava yeni kararmış gecesinde doğum günüm olan bugünde İstiklal Caddesi’ne motosikletimle girmiş uygun bir yere park ettikten sonra biraz dolaşmak ve etrafı izlemek istemiştim… Aslında o gün içimde depreşen duyguları yeni yıla özgü planları olmayanlara özgü bir basiretsizlikle dolaşıp, olunması gereken en son yerde ne yaptığımı, ne aradığımı tam olarak ben de bilmiyordum… Bu yürek yarası İstanbul’un en pis semtine atıvermişti bedenimi… Eh gelmiştim artık burada gözlem yapıp çok kültürlülük nektarının posasından birazda ben istifade etmeliydim yani… Zira buralar eğlencenin merkeziydi ve birazdan abartılı şenlik havası başlar, aniden garipleşir; gündelik “zengin kültürlü”lük boyasını ufak ufak döker, yeni yılın ateşli karşılayıcılarıyla hınca hınç dolacaktı…

Okumaya devam et

Sûfi ve Şiir

Osmanlı şiiri, tasavvufi bir şiir midir?
Şiirle İslam’ı bağdaştırmak mümkün müdür?
Osmanlı’da şiir nedir?
Tasavvuf şiirinin muhatabı kimdir?
Kıymetli, Mahmut Erol Kılıç Hoca; ‘Sufi ve Şiir’ adıyla (İnsan Yayınları, 2004) yayımladığı kitabında bu soruları yanıtlamıştı. Kitabı okumak yani tam manasıyla okumak bir türlü nasip olmamıştı. Geçen ay yaptığım okumalarda not defterime bir şeyler karalamışım. Nasip bugüne imiş…

Evet kitapla ilgili öncelikle belirtmeliyim ki, ‘Sufi ve Şiir’, Ord. Prof. Fuad Köprülü hocanın “Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıf”ından sonra, bu alanda yapılmış en nitelikli ve kuşatıcı bilimsel çalışmaların başında yer alıyor.

Okumaya devam et

Hasretin Sebebi: İlham

İlham, insan hayatının tamamına hakim zâhir-bâtın (iç – dış) ikileminin bir tek çizgide ve olabilecek en son limitte kaynaşması, bütünleşmesi.

İlham, insan aklının ve gönlünün Cebrail kanadıyla okşanması, uyarılması. Yükselişini, manasını, tamamına erdirmek üzere yola çıkmış tüm kelimelerin “en güzel” adıyla mana gergefine uğrayarak ve uygun kumaşlarla istikametine devam etmesi.

Okumaya devam et