Yılan ile Musa; Süleyman ile karınca

Şair Nailî’nin (ö. 1666) bir gazeli şu beyitle başlar:
“Mârız ki asâ-yı kef-i Musâ’da nihanız
Mâr anlama mûruz ki teh-i pâda nihânız.”

Yani, “Biz yılanız; Musa’nın elindeki asada gizli bir yılan… Belki yılan da değiliz; ayak altında ezilen bir karıncayız biz.”

Allah Musa’ya “Asanı yere at!” buyurdu. Sihirbazların yılanlarını yutan bir ejderha oldu asa. Ardından, “Asanı eline al!” emri geldi ve eşya aslına döndü. Tuva vadisinde yed-i beyza ile birlikte kendisine verilen bu asa, Allah elçisinin mucizesi oluvermişti bir anda.

Okumaya devam et

Sevgili Arkadaşlar Dersimizin Adı; Sekülerleşme

Efendim bendeniz hala bir felsefe öğrencisiyim. Bu alanda okumalarımı da kendimi geliştirmek ve doğru olanı tercih etmemde bana ışık tutması için yapıyorum. Bu nedenle Felsefe bölümünü bitirmeyi hiç düşünmedim. Zira kendimi öğrenci görmek ve hissetmek daha özgür düşünmemi ve daha özgür ifade etmemi sağlıyor.

Okumaya devam et

Sezai Karakoç

gerici-sezai-karakoc-un-kitabini-binlerce-ogrenciye-dagittilar-sagcilar-allah-solcular-seytan-toplulugu_df040

Sezai Karakoç’u savunmak bize kalmadı.

Çünkü onun dünyalık hiç bir şeyle işi olmadı.

Hiç bir zaman birilerine bel bağlamadı.

Adına yapılan hayratlardan, verilen devlet nişanlarından, taktim edilen koltuklardan hiç birine tenezzül edip bakmadı.

Bunu yadırgayanlar da oldu.

Kurduğu siyasi partiyi eleştirenlerde oldu.

Onun tek bir gayesi vardı; Diriliş ateşini yakmak…

Yaptı mı?

Yapabildi mi?

Tam değil…

Okumaya devam et

Mehmet Akif’in “Leylâ”sı

61317

Mısır’a gitmeden önce yazdığı Leylâ, Âkif’te beliren karamsarlık çağını haber vermektedir. Leylâ, Âkif’in, uğrunda nice yorulmalar­dan, çırpınmalardan sonra, nihayeten çok “ yaklaştım, vardım” san­dığı bir anda, kendisinden uzaklaştığını, kaçtığını gördüğü idealine olan yürek parçalayıcı hasretini anlatmaktadır… (Ahmet Kabaklı)

“Barındırmaz mısın koynunda, ey toprak?” derim, “yer pek”,
Döner, imdâdı gökten beklerim, heyhât, “gök yüksek”.
Bunaldım kendi kendimden, zaman ıssız, mekân ıssız;
Ne vahşetlerde bir yoldaş, ne zulmetlerde tek yıldız!
Cihet yok: sermedi bir şeddi var karşında yeldânın;
Düşer, husrâna, kalkar, ye’se çarpar serseri alnın!
Ocaksız vâhalar, çöller; sağır vâdiler, enginler;
Aran: beynin döner boşlukta, haykır; ses veren cinler!
Şu viran kubbe, yıllardır, sadâdan dûr, ışıktan dûr;
İlâhî, yok mu âfâkında bir ferdâya benzer nûr?

Okumaya devam et

Ah Carpe Diem!

Manaymış, ruhmuş hepsi ila cehenneme zümera

Gönül eğlence ister, düşünce yeri değil bu dünya

muhyem

carpe-diem_orig

Ah Carpe Diem! Yazın kavuran sıcağında çatlamış dudaklarıma serpilen de sen misin? Kokusu saklı çiçeklerden efsûnî kokuları keşfeden de kim? Ağlanası yerlerde şen kahkahalarıyla “amaaan” tadında vurdumduymazlık nidaları savuran da sen olmalısın. Rüya ile gerçeği birbirinden ayıramayan biriciğim. “Ah zavallım” makamında hayran olduğum. Üstüne titremeyişin neden?

Okumaya devam et

Kültür ve Medeniyet

Kültür ve medeniyet birbiriyle aynı anlamı çağrıştırsa da ikisi de birbirinden ayrı ayrı şeylerdir. Thrurnwald göre medeniyet (ya da uygarlık), teknik donanım ve bilgidir. Kültür ise, bir insan topluluğundaki sosyal ilişkilerin yapısı, zihniyet ve değerlerdir. Birlikte yaşama esnasında oluşan geleneklerin, kurumların ve fikirlerin meydana getirdiği sistem kültürdür.

1568300615_Icerik

Demek ki kültür, toplumun yaşama ve değerlendirme tarzıdır.

Okumaya devam et

Direksiyona Geçen Kadınlar, Sollanan Erkeklik!

kadinlar-erkeklerden-daha-guvenli-arac-kullaniyor-30082018-102400.jpg

“Moderen telakkilere” zihniyetini kurban edip, erkekle kadını aynı kefede-eşitmişcesine değerlendiren, her fırsatta erkeklere sataşan ve geleneği beğenmeyen “akıllılara” ne demek lazım? Bunlar, küçümsediklerine göre, gelenek deyince 1400 küsür yıllık kadîm birikimi değil de, “geleneklerimiz göreneklerimiz” çerçevesini anlıyor olmalılar. Ah şu gelenek yok mu, tüm aksaklıkların müsebbibi zorba gelenek!

Okumaya devam et