Uyaroğlu ve Birsel’in Hatırlattıkları

İsmail Uyaroğlu, çok okuduğum bir şair değildi. İsmini bir gece önce cluphouse konuşmasından sonra duydum desem bu ayıp da bana yeter herhalde… Şairin güzel, can alıcı dizeleri var şiirlerinde. Geçen gün Orçun bahsedince şiirlerine baktım. “Lanettayin Bir Şair (2004).” kitabına aldığı bir şiirine rastladım. “Kıyamet Alametleri” başlıklı bir ikilik:
“Bütün simitçilerde yetkili satıcı çalımı
Yüksek şair çalımı bütün çömezlerde.”
Yaşadığımız çağın, içinde bulunduğumuz zamanı gerçekten çok iyi anlatmış ikiliğiyle. İşte, bu çağ; çalım ve çalımlanma çağı…

Okumaya devam et

Fırtına

Her fırtına içinde bir güzellik taşır. Bu sebeple rahmetin de habercisidir fırtına… Öyle görüntüsüne bakıp korkmayın zira hemen yağmur gelecektir ardından; bağrı yanmış toprak, susuz kalmış bitki, dilsiz hayvan ve düşünen insanlar bu bereketten dilediği kadar istifade edecektir. Böylece yer ile gök arasında bir bağ kurmamızı da sağlayacaktır fırtına…

Okumaya devam et

Güz

Âmin diyemediğim ne dualar ettim!
Sinemde “sen” olup olmadığını bilemeden…
Bir sen,
Bana ait olmayan bir yerle
Sana ait olanın arasında kalmışım.
Güz güzelliğini gösterecek ikimize
Karakteri gereği; gizli tılsımıyla
Çağırır sarı yapraklarıyla diyarına,
Anlamakla anlayamamak,
Susmakla konuşmak arasındaki fark kadar açık.
İhmal etme sen yine de güneşi
Çünkü bu kadar ısıtamayacak yakında.

Sezai Karakoç

gerici-sezai-karakoc-un-kitabini-binlerce-ogrenciye-dagittilar-sagcilar-allah-solcular-seytan-toplulugu_df040

Sezai Karakoç’u savunmak bize kalmadı.

Çünkü onun dünyalık hiç bir şeyle işi olmadı.

Hiç bir zaman birilerine bel bağlamadı.

Adına yapılan hayratlardan, verilen devlet nişanlarından, taktim edilen koltuklardan hiç birine tenezzül edip bakmadı.

Bunu yadırgayanlar da oldu.

Kurduğu siyasi partiyi eleştirenlerde oldu.

Onun tek bir gayesi vardı; Diriliş ateşini yakmak…

Yaptı mı?

Yapabildi mi?

Tam değil…

Okumaya devam et

Mehmet Akif’in “Leylâ”sı

61317

Mısır’a gitmeden önce yazdığı Leylâ, Âkif’te beliren karamsarlık çağını haber vermektedir. Leylâ, Âkif’in, uğrunda nice yorulmalar­dan, çırpınmalardan sonra, nihayeten çok “ yaklaştım, vardım” san­dığı bir anda, kendisinden uzaklaştığını, kaçtığını gördüğü idealine olan yürek parçalayıcı hasretini anlatmaktadır… (Ahmet Kabaklı)

“Barındırmaz mısın koynunda, ey toprak?” derim, “yer pek”,
Döner, imdâdı gökten beklerim, heyhât, “gök yüksek”.
Bunaldım kendi kendimden, zaman ıssız, mekân ıssız;
Ne vahşetlerde bir yoldaş, ne zulmetlerde tek yıldız!
Cihet yok: sermedi bir şeddi var karşında yeldânın;
Düşer, husrâna, kalkar, ye’se çarpar serseri alnın!
Ocaksız vâhalar, çöller; sağır vâdiler, enginler;
Aran: beynin döner boşlukta, haykır; ses veren cinler!
Şu viran kubbe, yıllardır, sadâdan dûr, ışıktan dûr;
İlâhî, yok mu âfâkında bir ferdâya benzer nûr?

Okumaya devam et