14 Şubat + 14 Şubat = 28 Şubat

Bu ülkede canım medyanın “14 Şubat Sevgililer Günü” hassasiyetini ve konunun ne kadar popüler oluşunu artık hepimiz biliyoruz… 2021 yılı Sevgililer Günü’nün pazar gününe denk gelişi, pandemi münasebetiyle sokağa çıkma yasağı hem yurdum medyasında malzeme eksikliğine hem de tüm sevgililerin canını sıkmış olabilir. Aslında “14 Şubat” değil de gelin 14 gün sonra gelen “28 Şubat” sürecini konuşalım hep birlikte ne dersiniz? Hem millet olarak gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine, okumuşundan, okumamışına, elektüelinden, çobanına kadar herkes hazır siyaset bilimcisi iken bu süreçte yaşanan, yaşatılan, yaşanmış, yaşanmamış ne var ne yok masaya yatırıp konuşalım…

Hani böyle bir şey yaparsak herkes az da olsa stres atar, ortada da ne ruh hastaları cirit atar, ne sapıklar önüne gelen kadına asılabilir, ne de Agatha Christie’yi kıskandıracak tarzda kadın cinayetlerine sahneler yaşanır diye ümit ediyorum…

Aziz Valentin’in herkese bildirdiği kendi gününün ne kadarı bize ait, ne kadarı bize özgü orasını tartışacak değilim ama seven sevdiğine ne kadar kıymetli olduğunu, ne kadar özel olduğunu, sadece bir güne özel değil her zaman hissettirmeli diye düşünüyorum…

Her ne ise,

Biz konumuza dönelim.

Okumaya devam et

İbret Aynasında Zaman

“Tarih bilmeyen diplomat, pusuladan anlamayan kaptana benzer. Her iki halde de karaya oturmak tehlikesi yüksektir.”

Cevdet Paşa

Her ne kadar günümüzde “geçmişe mazi” dense ve tarihi örneklerden rahatsızlık duyuluyor olsa da tarih gerçek bir ibret aynası ve tam bir “tecrübe tahtası”dır.
Devlet adamları ne kadar tarih bilirlerse, tarihin kendini tekrarlama riski de bir o kadar azalacaktır.

Memleketimizde meydana gelen darbe kalkışması sonrası; ateş düştüğü yeri yaktı ve yüzlerce vatandaşımız hayatını kaybedip şehitlik mertebesine ulaştı.

Konu ile ilgili kim ne söylerse söylesin, o gün gördüğü ile amel edip sokaklara fırlayan ve darbe karşısında cesur tavırlarıyla canını ortaya koyup hakkın rahmetine kavuşanların hepsi birer şehittir! Canını hakka teslim etmiş tüm şehitlerimize de Allah’tan tekrar rahmet diliyorum…

Okumaya devam et

Dr. Fırat’ın Haşiyesine Haşiye

Sanıyorum şubat ayının 1. gününde İman, Şüphe Götürür Mü Dr. Fırat’a Yanıt? başlığı altında hafta sonu büyüklerimizle sosyalleşme işini Zoom’dan gerçekleştirdiğimizi, burada Dr. Fırat hocamızın, Erol Güngör’e atfederek öne sürdüğü “bilim şüphedir” ilkesi üzerinden “Hayatın içinde yaşadıklarımızdan, alışkanlıklarımızdan, inançlarımızdan, hatta iman ettiklerimizden şüphe duyarak bakmak etrafa, sorgulamak, sorgulamak…” mevzusu üzerine itirazlarımı dile getirip fikirlerimi söylemiştim.  

Geçtiğimiz haftasonu Fırat Hoca’dan almış olduğum zarif ‘haşiye’sini okuduktan sonra, kendisine de teşekkürlerimi illettim ve yine blogumda yazmak için izin istedim. Bu tarz konuşmaların veya edebi, ilmi sohbetlerin yazılmasının daha iyi olacağını, en azından “söz uçar yazı kalır” mantığından hareketle biz de olası bir tartışmada ki abilerimize, kardeşlerimize bir yardımı dokunur ümidiyle yazı olarak internette paylaşılmasının isabetli bir karar olduğunu düşündük…

Okumaya devam et

Cumhuriyet Ve Laiklik Atanmışları Tartışmak Değildir!

Boğaziçi üniversitesi ile başlayan ve İzmir’e kadar uzanan protestolar bir zamanlar yine aynı illerimizde yapılan “Cumhuriyet mitingleri”ni hatırlattı hepimize. O dönem bu eylemlere Cumhuriyet mitingleri denilmesi beni oldukça rahatsız etmişti.

Çünkü, CHP-ordu-Cumhurbaşkanı-ADD-ÇYDD düzleminde dile gelen ve 27 Nisan muhtırası ile iyice taçlanan “laiklik elden gidiyor” hurafesinin sürekli olarak “Cumhuriyet değerleri” vurgusuyla sahneye çıkması sinirlerimi alt üst ediyordu.

Zira o dönemde AK Partililer nezdinde “karşı cephe”ye itilip kakılanların “padişahlık geri gelsin” dediğini söyleyen bir tek Allah’ın kulu yok idi.

Okumaya devam et

Bir Cumartesi Akşamı, “Bir Pazar Günü”nün Hatırlattıkları…

Bu hayatta iki şeyi çok severim, birincisi; ruhum, özüm, kelamım, hitabım, canım, cananım, nigar yüzlü, Bestemin dudaklarından dökülen herhangi bir şiiri dinlemek, ikincisi kitaplığımdan elime aldığım o kitabı okumak…

Okumayı bu kadar çok seviyor olsam da çoğu kez bir sonraki zamana ertelediğim metinler hep olmuştur. Bu bazen bir roman, bazen sayfaları artık sararmış kültür sanat dergisi, bazen ince hacimli bir öykü kitabı, bazen de baskısı bitmiş olmasına rağmen birilerinden rica minnet alıp fotokopisini çektirdiğim bir tiyatro oyunu…

Okumaya devam et

Bir Yurdu Sevmek

İlkokul çağlarımızda sevdirilmişti bu yurt bize… Hem de siyah önlüklü, beyaz yakalı, kafalarımız üç numara asker traşlı, tüm okul öğrencilerinin ip gibi dizilip hep bir ağızdan gür bir sesle: “Yurdumu özümden çok sevmektir” diye…

Öğretmenimiz sesi gür bir öğrenciyi yüksek bir yere çıkartır, ona “başla” diye komut verir vermez avazımız çıktığı kadar bağırırdık yurdumuzu ne kadar çok sevdiğimizi… O yıllar 1990’lı yıllardı. Gaziantep / Nizip; Namık Kemal İlkokulu…

Evimiz Hafızpaşa mahallesindeydi. Çocuk çağlarımızda çok gezemezdik. Bize göre yurtta, vatanda, toprakta Urfa Birecik Nizip Gaziantep arasıydı. Köylerimiz yeşildi. Herkesin bağı, bahçesi, fıstığı vardı. Buraları saymazsam, yurdumuz hakkında pek bir bilgi sahibi değil idim. İşte bütün yurtta gördüklerim bu iki şehir arasındaki yerlerdi.

Okumaya devam et

Acı Aş!

2020 yılında yaşanılan birçok olumsuzluk ve ilahi ikaz milletçe hepimizi perişan etmişken, bir takım güçler 2021 yılında “güzel günler göreceğiz” diye düşünenleri 2021 yılının daha ilk aylarında ters köşe yaparak “en iyi savunma hücumdur” taktiği gereğince toplumun en hassas sinir uçlarına basmaya, ipleri germeye çabalıyor… Ve korkarım ki bu çabalarından da asla vazgeçmeyecekler.

Özellikle Türk halkını yanlış analiz edenler, kendileri dışındaki herkesi “hırsız, hain” olarak niteleyenler, sağduyulu milletin kendilerine prim vermediğini gördükçe adeta kuduz köpek gibi saldırıp, halkın bu sabırlı bekleyişini “tepkisizlik” olarak algılayıp legal/illegal her türlü entrikayı deneyip milletin sabrını test etmeye çalışıyorlar…

Okumaya devam et

İman, şüphe götürür mü? Dr. Fırat’a Yanıt

Pandemi münasebetiyle her hafta sonu sosyalleşme işini biz de birçok insan gibi Zoom’dan gerçekleştiriyoruz. Bu görüşmeler kısa da olsa hem hal hatır soruyor, hem de arkadaşlarla fikir teatisinde bulunuyoruz. 

Bu görüşmelerin bize kattığı çok şey olduğunu düşünüyorum. Hem bağlarımız kopmuyor, hem de cidden yeni ve güzel konuların açılmasına vesile oluyor. Ben böyle düşünüyorum fakat bazı abilerimize sıcak evde film seyredip, kitap okumak veya çoluk çocuklarına vakit ayırmak daha iyi geliyor olabilir.

Her ne ise,
Geçen hafta Pazar günü yarım saatlik sohbet esnasında değerli Dr. Fırat hocamız, rahmetli Erol Güngör’ün çalışmalarından ve muhafazakâr kesim üzerindeki entelektüel nüfusundan konu açıldığında Erol Güngör’le ilgili görüşlerini not alarak sonradan değerlendirme yapabileceğimi söylemiştim. Evet Fırat hocanın gerçek bir değerbilirlik örneği olarak söylediklerini algıladığımı bilvesile paylaşmış olayım. Ancak Fırat Abi’nin Erol Güngör’e atfederek öne sürdüğü bazı görüşler konusunda ciddi tereddütlerim, hatta ciddi itirazlarım olduğunu söylemiş kısa süren görüşme yüzünden dile getirmeye fırsatım olmamıştı…
Şimdi konunun daha iyi anlaşılabilir olması için buraya yazmaya karar verdim.

Okumaya devam et

Tosun Bekir Bayraktaroğlu

2018 yılının şubat ayında Amerika Cerrahi Dergâhı şeyhi Tosun Bekir Bayraktaroğlu 92 yaşında hayatını kaybetmişti.

Hak yolunda rehberim, şeyhim, mürşidim, en zor zamanlarımda akıl danıştığım, her zaman manevi desteğini aldığım fırsat buldukça da akıl aldığım şefkatli üstadımızın Hakk’ın rahmetine kavuşalı tam üç yıl geçmiş. Geçen bu zaman zarfında her gün hakkında bir yazı kaleme almak istemişimdir ancak her seferinde muzirmani sebepler yazmamı engellemişti. Ne diyelim, Rabbim sırrını mukaddes, makamını ali ve mübarek kılsın inşallah…

Bismillah…  

Okumaya devam et