Servet-i Fünûn Romanlarında Yarın

İki parmağımın arasında duran sigarayı dudaklarımın arasına götürmeye mecalim yok! Ama bir taraftan da yazma isteğim parmaklarımın ucunu karıncalandırıyor. İçimdeki bu yazma arzusunun bir lanet mi yoksa bir lütuf mu olduğunu hala anlamış değilim…
Ne ise, konumuz ben ve ruh halim değil, konumuz bu ülke insanlarının sorunları… Aslında sosyal medyadan tamamen el ayak çekmeyi düşünüyordum, bunun için Facebook’u ve İnstagramı kapattım. Sonra “Cluphouse” programı ile tanıştım. İlginç bir program. Burada bir odaya davet edildim. Edebiyat üzerine konuşma yapan Orçun Üçer Bey’i dinledim. Sonra Harun Korkmaz, Mehmet Yalçın gibi alanında uzman iki akademisyen kardeşlerimizin de edebiyat, sanat, tarih ve meşke olan katkıları beni alıp o huzurlu olduğum gençlik dönemlerime götürüverdi.

Okumaya devam et

Doğruluk (Yarım Perdelik Komedi)

politikaci

Politika kökenli yeni bir müdüre görevi tevdi edilir.
Görev değişimi yaşanmadan önce halka şeffaf olacağını söyleyen yeni müdür kameraların karşısında “Mal Beyanı”nda bulunmak ister.
Yeni müdür ile mal beyanını yazan memur arasında geçen bir diyalog
Ve perde açılır…
Yeni Müdür: Benden önceki müdür arkadaşın gayri resmi işler çevirerek şahsiyetini ve kişiliğini bitirmiş olması hepimiz için üzüntü verici bir durumdur.
Ancak benim yönetim anlayışımda gizlilik yoktur.
Herşey şeffaf bir şekilde olacaktır.
Bunu bir prensip olarak ortaya koyma adına; malım, olmayan beş kuruşta gözüm olmadığını ispat da etmek isterim!
Anlatabildim mi memur bey?
Memur: Elbette, evet efendim.

Okumaya devam et

Aydın ve Politikacıların Savaşı Neden Bitmez?

Birkaç gündür çoğunuzun bildiği meşhur filozof Sokrates’in döneminde kendisini suçlayanlara karşı yapmış olduğu meşhur savunmasını okudum. Bu okumaları öylesine değil kendi dönemini, içinde bulunduğu ruh halini, karşısındaki muhataplarını kafamda canlandırarak gerçekleştirdim…

unnamed

Aslında bendeniz felsefe ve mantık alanını pek sevmeyen bir yapıya sahibim. Bu biraz gönül ehli olduğumdan, biraz da iki alanın İslam dini ile çakışmasından felsefenin geneline, mantığın ise bazı kaidelerini anlamaya çalışmaktan hep uzak durdum, iç içe olmak istemedim.

Okumaya devam et

Savaş Ve Barış

war-and-peace-iii and iv

Neden devletler “savaş” için bütçe ayırıyor da, “barış” için bir bütçe ayırmıyor? Bu soru kafamda resmen yiyor beni… Çünkü üzerinde konuşulacak bir şey var ise bu barıştır. Oysa savaş dediğimiz şey öyle mi? Değil… Savunma sanayiler, fabrikalar, ulaşım sektörü, parlamentolar, bakanlıklar, başkanlıklar, temsilcilikler, aracılar, komisyoncular hemen hemen her dal ve branşta bütün gayretler, paralar ve çalışmalar hep savaş ve savaşa hazır olmak için yapılıyor. Yani “savaş” dediğimiz şeye baktığımızda en büyük yatırım alanının onun için yapıldığını görüyoruz. Evet, neredeyse tüm bilim dalı, neredeyse tüm mühendisler, beşeri kaynaklar baktığımız da hepsinin ürettikleri sırf savaşmak içindir. Bu durumda insanlar açık açık dile getirmese de  “yaşasın ölüm!” diye diye sonunda çok aradığı o ölümü bulup tadıyor. Aslında bu özü itibariyle bir trajedidir! Çünkü söz konusu olan: yoğun bir tutkuyla ‘hayat’a tutunan bireyci anlayışların dünyasında barış ve sevginin değil maalesef savaş ve öldürme düşüncesi var…

Okumaya devam et

Zurnanın Zırt Dediği Yerde Limoncunun Suçu Ne?

yemende_ayrilik_ruzgarlari_esiyor_h9971

Yıl 1958 sıcak bir Temmuz ayının 14’ünde Irak’ta bir darbe oldu, Nuri Sait ve Kral II. Faysal devrildi!

O dönemin, İsrail Devlet başkanı David Ben Gurion esas adı David Grün İsrail’in başbakanı ve ikinci savunma bakanı. Yakın tarihi kurcalayanlar bilirler ki bu devrim yarı Nasır’cı, yarı Baas’cı bir devrim özelliğini taşır. Ortadoğu’daki devrimci uyanışın dinamiği de kendi içindeydi. Türkiye ise bu uyanışı başlatan ülkeydi! 17 Temmuz’da Ankara’da toplanan Türkiye, İran ve Pakistan delegeleri bir bildiri yayınlayıp “Bağdat’ta devrimin işlediği suçları yerip, hür ve barışsever ülkelerin bütünlük ve bağımsızlığını korumak için Amerika’nın kendiliğinden harekete geçmesini” istiyorlardı. Rezilliğe bakınız ki 2 gün sonra da Menderes liderliğindeki hükümetimiz “Seferberlik için ihtiyati tedbirler alındığını ve 22-45 yaş arasındaki erkeklerin askere çağrıldığını” bildiriyorlardı. 20 Temmuz’da ise Amerika aracılığıyla Ortadoğu’dan Türkiye’ye petrol gani gani pompalanmaya başlıyordu. Bunu anlamsız bulabilirsiniz fakat serlevha etmek istediğim şeyi Ortadoğu devrimleri çerçevesinde düşününüz! Düşününüz ki Amerika’nın kucağındasınız! Sizi kıskıvrak sarmış, her tarafınızdan borcun aktığı, iflasın eşeğinde bir ülkede ne yapacağınızı dahi size o dayatıyor! O curcunada “Irak’ta darbe olduğu halde, yüce devleti âlimiz Amerika’nın çıkarlarına çalışmaya veya hizmet etmeye azami dikkat ediyor, gayret gösteriyor! Irak’ın üstüne yürümeye kalkışıyor! Peki bunu niçin yapıyorsun diye soranlara da: “İstikrar için ve elbette iki yüz bilemedin üç yüz milyon dolar kredi bulmak için…’ ” diyebiliyorlar…

Okumaya devam et