Dr. Fırat’ın Haşiyesine Haşiye

Sanıyorum şubat ayının 1. gününde İman, Şüphe Götürür Mü Dr. Fırat’a Yanıt? başlığı altında hafta sonu büyüklerimizle sosyalleşme işini Zoom’dan gerçekleştirdiğimizi, burada Dr. Fırat hocamızın, Erol Güngör’e atfederek öne sürdüğü “bilim şüphedir” ilkesi üzerinden “Hayatın içinde yaşadıklarımızdan, alışkanlıklarımızdan, inançlarımızdan, hatta iman ettiklerimizden şüphe duyarak bakmak etrafa, sorgulamak, sorgulamak…” mevzusu üzerine itirazlarımı dile getirip fikirlerimi söylemiştim.  

Geçtiğimiz haftasonu Fırat Hoca’dan almış olduğum zarif ‘haşiye’sini okuduktan sonra, kendisine de teşekkürlerimi illettim ve yine blogumda yazmak için izin istedim. Bu tarz konuşmaların veya edebi, ilmi sohbetlerin yazılmasının daha iyi olacağını, en azından “söz uçar yazı kalır” mantığından hareketle biz de olası bir tartışmada ki abilerimize, kardeşlerimize bir yardımı dokunur ümidiyle yazı olarak internette paylaşılmasının isabetli bir karar olduğunu düşündük…

Okumaya devam et

Sezai Karakoç

gerici-sezai-karakoc-un-kitabini-binlerce-ogrenciye-dagittilar-sagcilar-allah-solcular-seytan-toplulugu_df040

Sezai Karakoç’u savunmak bize kalmadı.

Çünkü onun dünyalık hiç bir şeyle işi olmadı.

Hiç bir zaman birilerine bel bağlamadı.

Adına yapılan hayratlardan, verilen devlet nişanlarından, taktim edilen koltuklardan hiç birine tenezzül edip bakmadı.

Bunu yadırgayanlar da oldu.

Kurduğu siyasi partiyi eleştirenlerde oldu.

Onun tek bir gayesi vardı; Diriliş ateşini yakmak…

Yaptı mı?

Yapabildi mi?

Tam değil…

Okumaya devam et

Mehmet Akif’in “Leylâ”sı

61317

Mısır’a gitmeden önce yazdığı Leylâ, Âkif’te beliren karamsarlık çağını haber vermektedir. Leylâ, Âkif’in, uğrunda nice yorulmalar­dan, çırpınmalardan sonra, nihayeten çok “ yaklaştım, vardım” san­dığı bir anda, kendisinden uzaklaştığını, kaçtığını gördüğü idealine olan yürek parçalayıcı hasretini anlatmaktadır… (Ahmet Kabaklı)

“Barındırmaz mısın koynunda, ey toprak?” derim, “yer pek”,
Döner, imdâdı gökten beklerim, heyhât, “gök yüksek”.
Bunaldım kendi kendimden, zaman ıssız, mekân ıssız;
Ne vahşetlerde bir yoldaş, ne zulmetlerde tek yıldız!
Cihet yok: sermedi bir şeddi var karşında yeldânın;
Düşer, husrâna, kalkar, ye’se çarpar serseri alnın!
Ocaksız vâhalar, çöller; sağır vâdiler, enginler;
Aran: beynin döner boşlukta, haykır; ses veren cinler!
Şu viran kubbe, yıllardır, sadâdan dûr, ışıktan dûr;
İlâhî, yok mu âfâkında bir ferdâya benzer nûr?

Okumaya devam et

Ah Carpe Diem!

Manaymış, ruhmuş hepsi ila cehenneme zümera

Gönül eğlence ister, düşünce yeri değil bu dünya

muhyem

carpe-diem_orig

Ah Carpe Diem! Yazın kavuran sıcağında çatlamış dudaklarıma serpilen de sen misin? Kokusu saklı çiçeklerden efsûnî kokuları keşfeden de kim? Ağlanası yerlerde şen kahkahalarıyla “amaaan” tadında vurdumduymazlık nidaları savuran da sen olmalısın. Rüya ile gerçeği birbirinden ayıramayan biriciğim. “Ah zavallım” makamında hayran olduğum. Üstüne titremeyişin neden?

Okumaya devam et

Savaş Ve Barış

war-and-peace-iii and iv

Neden devletler “savaş” için bütçe ayırıyor da, “barış” için bir bütçe ayırmıyor? Bu soru kafamda resmen yiyor beni… Çünkü üzerinde konuşulacak bir şey var ise bu barıştır. Oysa savaş dediğimiz şey öyle mi? Değil… Savunma sanayiler, fabrikalar, ulaşım sektörü, parlamentolar, bakanlıklar, başkanlıklar, temsilcilikler, aracılar, komisyoncular hemen hemen her dal ve branşta bütün gayretler, paralar ve çalışmalar hep savaş ve savaşa hazır olmak için yapılıyor. Yani “savaş” dediğimiz şeye baktığımızda en büyük yatırım alanının onun için yapıldığını görüyoruz. Evet, neredeyse tüm bilim dalı, neredeyse tüm mühendisler, beşeri kaynaklar baktığımız da hepsinin ürettikleri sırf savaşmak içindir. Bu durumda insanlar açık açık dile getirmese de  “yaşasın ölüm!” diye diye sonunda çok aradığı o ölümü bulup tadıyor. Aslında bu özü itibariyle bir trajedidir! Çünkü söz konusu olan: yoğun bir tutkuyla ‘hayat’a tutunan bireyci anlayışların dünyasında barış ve sevginin değil maalesef savaş ve öldürme düşüncesi var…

Okumaya devam et

Davasızın…

shutterstock_1095190508

Türklüğünden sola kayan
Milletime karşı koyan
Allah’ıma söğüp sayan
Sayanın da…

Sol yumruğu sıkanların
Mescit, Kur’an yakanların
Bize kurşun sıkanların,
Sıktıranın…

Devrim diye devirenin
Birbir dolap çevirenin,
Dolar, Evro savuranın
Savurtanın…

Okumaya devam et