Dünya Bile Eksik…

Hakiki bir acı, insanı yapay bir sevgiden ve sevinçten daha dirayetli tutuyor. Bu yüzden acılarıma, sevinçlerime, dertlerime, zaaf ve kusurlarıma ortak ettiğim okuyuculara selam eder, okuma zahmetinde bulundukları için teşekkür ederim… Neylersiniz, insan baştan aşağı kusurlarıyla yine de insan, yine de insan… Dünyamız bile tepeden tırnağa kusur içinde ve bunu bizler geç fark ediyoruz gibi geliyor bana.

Bir gün, adamakıllı eksik ve yoksul, bir yolun başında çırılçıplak buluyorsunuz kendinizi. Bütün o hülyalar, arayışlar, yolculuklar, oyalanmalar, gezintiler, kalabalıklara karışıp gitmeler… Eşlik edilen şarkılar, gidilen ve içinde kaybolunan filmler… Söylemek isteyip de söyleyememekler, ağlamak isteyip de ağlayamayışlar, bir dağa alıp başını gitme arzusu… Hep o kusuru doldurmak, o eksiği tamamlamak, tamamlanmak içindir… Yani içimizdeki o yaraya kabuk bağlatmak, kabarıp duran o acıyı dağıtmak içindir…

Yazmak da öyle… Peki niçin yazıyoruz? O çıldırtan yoksulluğu doyurmak, o çaresizliği, çırılçıplaklığı örtmek, o korkunç uçurumun uğultusunu susturmak içindir… İyi de susuyor mu bu uğultu? Tersine azıyor büsbütün! Yazmak, o kusuru, o eksikliği, o çıplaklığı derinleştirmekten başka bir işe yaramıyor bende. Yazı, baştan aşağı kusur, ve içi doldurulamaz büyük bir eksiktir aslında! Yazılanın ardında dağ gibi yazılamayan, susulan, erişilmeyen… Kelimeler kuru, cümleler gevşek, anlam yüzeysel ve cılız, her şey cılız!

“Niçin yazıyoruz?” demek, aslında ‘Niçin seyahat ediyoruz?’ demekten farksız. Sahi, niçin çıkıyoruz yolculuklara? “Bizi çok iyi tanıdığını söyleyenlerden başka insanlarla karşılaşmak için, yaşamda mümkün olanları yeniden görmek için.” olabilir mi?

Göreceklerimiz öylesine az olmasına rağmen üstelik…

Kaç insan bulabiliriz, yüzüne bakmaya doyamayacağımız? Tanıdığımızda, bin yıldır arayıp durduğumuz insan olduğunu söyleyebileceğimiz kaç kişi vardır hayatımızda? Ve sonsuza kadar gözlerine bakıp durmaktan usanmayacağımız kaç insan?

Azdır göreceklerimiz, öylesine az ki üstelik…

Dünya bile eksik, sağ olası dünya…

İnsan eksik, yaşamak eksik, akşam ve sabah eksik; günışığı, yağmur, denizler ve gökyüzü eksik… Duygu eksik, acı da eksik, sevinç de… Hayret eksik asıl. Her şey alışılagelmiş gibi, trend gibi dönemsel! Neden hayret etmez insan, bir şeyi ilk kez görmüş, bir sesi ilk kez duymuş gibi? Neden o hayrette kalamaz sonsuz?..

Aşk dediğimiz, galiba o ‘ilk kez’in hayretinden başkası değildir. İlk kez görmüş gibi, ilk kez duyuyor gibi, ilk kez tanımanın hayreti ve şaşkınlığıyla. Ah, o acemi, o sıkılgan hayret, o eli ayağına dolaşma hali, gözlerdeki o yıldız yağmuru ve yolunu bulamayış, sepsersem ortalıkta öylece, hayretler içinde kalakalış! Ah, o muhteşem tamamlanma arzusu!

“Âşık insan her şeyi ilk kez görmüş gibidir. Aşk bizi her türlü tasarıdan özgür kılar.” der İsviçreli yazar Max Frisch. Sevmek ve sevilmek ihtiyacı o iflah olmaz eksikliği, o amansız kusuru bertaraf etmeye doğru Arap atı gibi koşmakta. Evet, aşk bizi her türlü tasarıdan özgür kılar. “İşte sevdiğimiz insanla baş edemeyişimizdeki asıl heyecan, macera ve gerçek gerilim de budur; onu sevdiğimiz için; onu sevdiğimiz sürece. Âşık şairlere kulak vermek yeterli; karşılaştırmalar yaparak el yordamıyla yol alırlar, sarhoş gibi, evrendeki her nesneyi ele alırlar, çiçekleri ve hayvanları, bulutları, yıldızları ve denizleri. Neden böyle? Seven insan, her şeyle dolup taşan, sırlarla dolu sınırsız evren gibi, Tanrı’nın sonsuz büyüklüğü gibi anlaşılmazdır- insana bu haliyle, ancak sevgi tahammül edebilir.” (Max Frisch, Günlükler 1946-1949, çev: Dilman Muradoğlu, YKY)

Sevmek, dünyanın kusurunu unutturur mu, tamamına erer mi insan? Vallahi bu dünya, onsuz bir dünya oldukça o yarığı dolduracak nesne yok! Ah, ki aşk, insanı insana bağlayan o gökçekimi, o sonsuz baş dönmesi, bir ‘ilk yaratılış’ saflığıyla doldurur insanı, hayretle kuşandırır. O hayret, o anlatamama hali uzadıkça küçülür dünya, küçülür ve kusurları görünmez olur. Küçülsün ve görünmez olsun!

Çok eksik dünya, bunu geç fark ediyor insan…

Dünya Bile Eksik…” üzerine bir yorum

  1. Hatasız kul olmaz diyoruz. Ve seni kim üzdüyse dönmesini dilerim. Umarım eksikliğini dolduramadığın şeye kavuşursun. Üzmesinler seni can abim dayanamam,,,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s