Sûfi ve Şiir

Osmanlı şiiri, tasavvufi bir şiir midir?
Şiirle İslam’ı bağdaştırmak mümkün müdür?
Osmanlı’da şiir nedir?
Tasavvuf şiirinin muhatabı kimdir?
Kıymetli, Mahmut Erol Kılıç Hoca; ‘Sufi ve Şiir’ adıyla (İnsan Yayınları, 2004) yayımladığı kitabında bu soruları yanıtlamıştı. Kitabı okumak yani tam manasıyla okumak bir türlü nasip olmamıştı. Geçen ay yaptığım okumalarda not defterime bir şeyler karalamışım. Nasip bugüne imiş…

Evet kitapla ilgili öncelikle belirtmeliyim ki, ‘Sufi ve Şiir’, Ord. Prof. Fuad Köprülü hocanın “Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıf”ından sonra, bu alanda yapılmış en nitelikli ve kuşatıcı bilimsel çalışmaların başında yer alıyor.

Bilinen bir hakikattir ki: Şiir, tasavvufun söylemidir. Ehl-i tarik sufilerin neredeyse tümü, tasavvufi düşüncelerini, şiir aracılığıyla dile getirmişlerdir. Bunda şüphesiz, şiir dilinin metaforik (istiareli) bir dil olması ile tasavvufa göre, içinde yaşadığımız bu Dünya’nın, Gazali’nin deyişiyle, bir ‘Alemü’l-Hiss’ (Duyulur Dünya) ya da bir ‘Alem-i Kevn ü Fesad’ (Oluş ve Yok Oluş Dünyası) olması arasında bir nedensellik bağıntısı vardır. Yani Duyulur Dünya, Gerçeklik değildir; Gerçek Dünya, duyularla algılanamayan, ancak Keşif ve Murakabe yoluyla kavranabilen ‘Alemü’t-Temsil’dir. Gazali’nin ‘Mişkat’ül-Envar’ında belirttiği gibi, ‘Alem’ül-Hiss’te tek bir nesne yoktur ki, ‘Alem’üt-Temsil’deki bir şeyin sembolü olmasın!” Bu sembolizm tasavvufi şiir dilinin, zorunlu olarak, metaforik (istiareli) bir dil oluşunu belirler ve metafor da, ünlü Rus dilbilimci Roman Jakobson’un yorumuyla söylersek, şiir dilinin ayırt edici olduğu kadar, temel koyucu özelliğidir.

Mahmut Erol Kılıç Hoca’nın ‘Sufi ve Şiir’deki ana sorunsallarından biri, öyle görünüyor ki, Osmanlı şiirinin tasavvufi bir şiir olup olmadığıdır. Kıymetli Hocamız kitabının daha başında; “Osmanlı şiirinin istisnasız bütünü, sufi şiirdir” iddiasında olmadığını belirttikten sonra (sayfa:14), ‘bununla birlikte’, diyor, “gerek fikri arka plan anlamında ve gerekse sayısal anlamda, bu şiir üzerindeki hakim konumun, ona ait olduğu da bir gerçektir.”
Hocanın kitabın tamamında, tasavvufi İslam’ın, ‘genelde Osmanlı insanının özelde de Osmanlı şairinin dünya görüşünü belirlemedeki hakim rolü’nü (sayfa:36) vurguladığını görüyoruz. Dahası, Kılıç Hoca, haklı olarak, tasavvufi şiirin sembolizmini anlamadan Osmanlı şiirinin dünyasını çözmenin de mümkün’ olmadığını belirtiyor; ‘klasik şiirdeki bütün semboller(in) hep tasavvuf semantiği içerisinde anlamlandırılmaya çalışıldığını söylüyor. Böylece, Hocamız, Köprülü’nün, ‘Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar’da, Yunus’un o çok ünlü Şathiyye’si için söylediği, “tasavvuf rumuzuna layıkıyla aşina olanlarca pek sarih bir manası” olduğuna ilişkin açıklamasını, Osmanlı şiirinin bütününü kuşatacak biçimde genelleştirmiş oluyor.

Burada, haddim olmayarak, rahmetli Prof. Dr. Haluk İpekten Hoca’nın, ‘Fuzuli’ üzerine yaptığı o çok değerli çalışmada öngördüğü ayrıma dikkati çekmek lazım: Prof. İpekten, ‘mutasavvıf şairlerin iki kısma ayrılabileceğini, birinci kısımdaki Hallac-ı Mansur, Seyyid Nesimi.. gibi ‘Hak yolunda gerçeğe erişmiş şairler’in, “önce mutasavvıf, sonra şair” olduklarını öne sürer. Bu şairlerin şiirlerindeki tasavvuf, ilk bakışta görünür; olduğu gibi ortadadır. İkinci kısımdaki şairler ise (İpekten, Fuzuli’yi örnek gösteriyor), ‘önce şair, sonra mutasavvıftırlar’: ‘Bunlarda tasavvuf, öteki konular yanında yer alan, ilhama son derece uygun gelen bir konudur. Şiir ve sanat ilk amaçlarıdır; tasavvuf bunun içinde eritilmiştir: Bu bakımdan şiirlerindeki tasavvuf, ortada değildir, açıkça anlaşılmaz.’ Dolayısıyla mesela Jean Rypka’nın Baki Efendi ya da Abdülbaki Gölpınarlı hocamızın Nedim’in tasavvufi eğilimleri konusundaki öne sürüşlerini, Yunus Emre, Niyazi-ı Mısri ya da Aziz Mahmud Hüdai’nin tasavvufi tahayyüllerine ilişkin öne sürüşlerle, Prof. İpekten’in gözettiği türden bir ayrıma gidilmeden, aynı epistemolojik düzeye koymak mümkün müdür, bu soruların cevabını da açıkcası merak ediyorum…

Evet Kılıç hoca, İslam’la şiir’in nasıl bağdaştırılabileceği konusunda, son derece önemli bir tespitte bulunuyor. Özellikle Kur’an-ı Kerim’in ‘Şuara Sûresi’ ile Hz. Peygamber’in bir hadisi arasında kurduğu semantik ilişki üzerinde bir yazı kaleme almak isterim…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s