Şahmerdan Yürekli

Bilirim,
Yaşamak; göze çekilen sürme, caddelere çekilen taat gibi
Yaşamak; yaylım alaz ortasında içilen tuzlu su gibi
Ey Yar! Ben senin o gül hatrın için,
Sarsılamaz denilen hakikatleri alaşağı ederim
Gölgende güneşi kavur, dünyaya meydan okurum.
Ortasından başlıyorum yağmaya bu yüzden hayatın,
Diyorum ki yaranın kirini bıçağın koru çıkartır ortaya
Bir yüz görümlüğüne sökün eden sancılar girer bağrıma
Yar zülfüne ilişmenin kefareti, sancı sancı çıkar ortaya
Anlarım ki kış gelir, dudaklarında şarkını sam yelleri kurutur
Rüyama elimle koyduğum kâbusların kerameti çözülür
Hep sağlam davarlara yaslarım sırtımı,
Duvarın sırtında sağlam kalsın diye yaslarım…

Kapattığında gözlerini, yağmur boran getirir gözlerin
Acımı duysaydı rahmetli babam,
Yaşasaydı pay ederdi karanlığı yedi balasına
Yasaktır ışık tutmak karanlığa dem bu dem
Herkes olduğu yerde kendisidir, kendisiyledir,
Sonra gençliğini düşünürüm babamın
Damar damar sızısını düşünürüm
“Oğlum” derken her kelimeye yüklediği sevgiyi
Sonra barak havasının hüznünde ciğerinin nasıl yandığını
O da insan, sevmiş Fatma’yı…
80’ninde bile ismi düşmedi dilinden,
O derdi, “beni tamamlayan tek can”
De hele bana Leylam; yüreğime yasladığın kimin yükü?!
Ve artık ben şimdi,
Leyla’nın adını, sobelenmiş tüm çocuklara öğreteceğim,
İnce ayar ölümlerden aşkla dirilerek huzura gelmiş,
Kulaklarına ezandan sonra kavganın okunduğu büyümüşte küçülmüş,
Asil, yiğit, mert tüm çocuklara aşkın en şeddeli halini öğreteceğim…
Hepsinin eline İbrahim’in baltasını vereceğim,
Ve uçurtmalarının alnacına şirin ve tatlı dillerini asacağım,
Kör bir çelik bıçakla hayalleri enine doğramayı;
Dev kapılar kıran şahmerdan gibi, gönül yıkmanın enlerini öğreteceğim…
Ah bir sen bilmedin, uğruna kuzu olduğumu kurtların sofrasında,
Ah bir sen okumadın öfkemi kırık divitle yazdığım sayfalarda
Marmara’nın tuzlu sularında yıkadım tüm renklerimi gayri; zifirim!
Şimdi beyaz kağıtlarım mahşer meydanında imtihanda
Neden böyledir bilir misin, sefa sürdüğüm için senle dört elif miktarı
Borçlu saydılar beni, sen diye…
Sen diye beni, borçlu saydılar ey canım!
Böylelikle borçlarıma da varlığıma da el koydular bir canım…
Sana göndereceğim yanık mektuplar uzağında kaldı bu şiirin
Ne ben bulabileceğim seni bir daha,
Ne de senin yüreğin yetecek bunları okumaya…
Tepeden konuşanlar ahh onlar ne büyük konuştular
Sevdirdiler şemsiyeler altında bir ölüye benzemeyi
Oysa gün gibi, su gibi derine nüfuz edecekti Ali’nin elleri
Elleri, Ali’nin elleri, sana ahdetmiş gürbüz elleri…
Eskiteyim diye gönderdiğin resimlerini inceliyorum,
Baktıkça her ikindide güle yatırıyorum kısık gözlerimi
Kazıyorum yüzünü duman duman beynimin tam ortasına
Bilirsin, kaşifler gibi bakıyorum müheyya faylar gibi kırılmaya hazır çehrene
Rahmet gelip nasıl kurulduysa mevsimime,
Sen de öyle gelip kuruldun işte döşüme…
Oysa sana suni ışıklar vaat ettim,
Göğün saçlarını süsleyen mühreli yıldızları değil
Şirin ve tatlı masallarım da yoktu,
Zaten sen öğrettin bana nasıl masal olunuru
Sevdirdiler sana kuşları yutan korkuluklara benzemeyi
Ama, fakat ve lakin ey can;
Ben sana turnalar getirdiydim ki hepsi yüreğimin sıcaklığında büyüdü.
Sana salkım saçak destanlar, inci boncuk dizeler,
İçi ballı, özü tatlı, ekmek arası sözler getirdim…
Sen de şahmerdan kesildin, güzeller şahım,
Şedit olsam da çektiğim sancılara, açtığın yaralara karşılık
Bir selamı, çok görmeseydin ah keşke son demeseydin,
Şimdi ara da bul o kaybettiğin cenneti,
Ne ayakların dayanır mesafelere,
Ne de yüreğin yeter anlamaya,
Benim kuşlarımı vurup gonca güllerimi ezdin bitirdin
Olmasaydı keşke sonumuz böyle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s